Prof. Asaf Savaş Akat, Küresel ekonomi çalkalanırken, Türkiye’nin etkilenmemesinin mümkün olmadığını söylüyor. Savaş, "2001 gibi olmaz" dedi ama... '2001 gibi olmaz ama yoklayacak!'Küresel ekonomi çalkalanırken, Türkiye'nin etkilenmemesinin mümkün olmadığını söylüyor Prof. Asaf Savaş Akat. Kriz, yumuşak karnımızı yoklayacak.Yumuşak karnımız ise 50 milyar dolara ulaşan dış açığımız! Bir uyarısı daha var Asaf Hoca'nın, büyümenin hızla aşağı düşmesi, vatandaşı en çok etkileyecek mesele. Zira, büyüme bu hızla düşerse Türkiye'nin uzun süredir görmediği bir durgunluğa girme ihtimali yüksek...
Hepimiz yüreğimiz ağzımızda ABD'deki krizin ne zaman Türkiye'ye yansıyacağını bekleyip duruyoruz. Kolay değil, 2001 krizinin kabusunu unutamamış bir ülkeyiz. Gerçi, krize alışkın bir millet olmamız, biraz şerbetli olmamızı da beraberinde getiriyor, ama bu seferki kriz başka! Ve gariptir ki, henüz ne olup bittiğini anlayabilmiş değiliz. Anladığını iddia edip yazanların ne anladıklarını anlamak da pek mümkün değil! Tabii ki sonuçta cebimizi yakacak olanlar çok daha önemli. Yani Merrill Lynch'in başına gelenler değil, Türkiye'de doların ne olacağı, büyümenin yüzde kaçta kalacağı, bankalarımızın durumu, kredi faizleri... Tüm bunları gazetemizin yazarı, ekonomi profesörü Asaf Savaş Akat'a sormaya karar verdim. Niye mi? Eko Diyalog'u izlediğimde, köşe yazılarını okuduğumda ne dediğini anladığım için... Vakti dardı, bir saatte hem küresel krizi hem de Türkiye'ye etkilerini konuşmak zordu. Dünyayı şöyle hızlıca bir dolaştık, zamanı ülkeye bıraktık... Tabii ki Başbakanımız'ın dediği gibi bu krizin güllük gülistanlık bir fırsat kapısı olmadığını çözdüm önce, Akat'ın anlattıklarından...
Yüksek faize dikkat!Dünya çalkalanırken, bizi de biraz silkelemesinin doğal olduğunu söyleyerek girdi söze... İyi de nasıl silkeleyecek? Hangi açık noktamızdan vuracak? Açık, dış açık tabii ki ilk elde... Asaf Hoca, öncelikle gelir ve gider arasındaki makasın olabildiğince kapatılması gerektiğini vurguluyor, ki bir kriz ortamı olmasa da yapılması gereken bu... Bunun için yüksek faiz belasından kurtulmamız gerek. Bu bir! Peki ya finansın dünya devleri sapır sapır dökülürken, bizim bankalara bir şey olmaz mı? İşte bu konuda emin, 2001 krizinde gerekli bedeli ödediğimizi ve bankalarımızın tedbirli olduğunu söylüyor. Deprem sonrası güçlendirilmiş binalar gibi... Yani kredi alanlar da, bankada parası olanlar da rahat uyuyabilir. Gelelim, bırakın bankada parası, cebinde ayın sonunu getirecek parası olmayanlara... Yani işsizlere... Kötü haber! İşsizliği çözmesi için, yılda en az yüzde 5.5-6 büyümesi gereken Türkiye'de büyümede keskin düşüş var. Son çeyrekte yüzde 2'nin altında büyüme gerçekleşmiş. Bunun anlamı, yeni iş yok! Bu krizin etkileri sona erene kadar da yüksek büyüme hayal. Üstelik büyümedeki düşüş bu hızla devam ederse, ufukta uzun süredir görmediğimiz bir durgunluk yaşanabilir.
Sonuçta bizi bekleyen korkunç bir kriz yok. Yani 2001 kabusunu yeniden yaşamayacağız. “Ama” diyor Asaf Hoca “Ekonomide büyük bir çatlak olacağını sanmıyorum, ama bir çatlak olacak.”
Türkiye’de saadet zinciri koparsa ne olur?Biz bu krizi ne zaman yaşarız?Krizi bugün mü yaşarız, yarın mı yaşarız, hemen mi yaşarız, bunu hakikaten bilmiyoruz. Çünkü herşeye rağmen gelişmiş ülkelerden Türkiye’yi farklı kılan bazı özellikler de var. Birincisi şu Türkiye’de vatandaş gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha az borçlu. Yani bizim milli gelirimize hane halklarının borcunu oranladığımızda, dünya ortalamasının çok altında. Bunun anlamı şu ortalamada Türkler hâlâ borçsuz. Demek ki hâlâ borç alma potansiyelleri var. Borç alabilecek, borçsuz aile çok. Türk özel kesimi de benzer durumda. Öyle çok borçlu değil. Çünkü borç bulamamış ki geçmişte, devlet alıyormuş hepsini. Kamu açığı var. Kamu açığından dolayı bankalar alıyorlar mevduatı, devlete veriyorlar. Yani özel kesim de istemediği için değil, bulamadığı için borçsuz. Dolayısıyla küresel kriz Türkiye’yi o kadar çok etkilemeyebilir. Bu batık kredi olayı çok olmayabilir. Ama bu saadet zinciri koparsa, ne olur? Yani, gayrimenkuller iyi satınca inşaat sanayi iyi oluyor, inşaat sanayi iyi olunca ticaret iyi oluyor, otomobil satışları iyi oluyor, otomobil satışları iyi olunca restoranlar iyi çalışıyor, sonra gazetelere iyi reklam geliyor, bizim de maaşlar iyi ödeniyor, biz de dönüyoruz kredi alıp gayrimenkule yatırım yapıyoruz. Ama iş dönünce, yani gayrimenkul satmayınca, iş ritmi yavaşlayınca, otomobil daha az satılınca, gazetelere daha az reklam verilince, biz de kredileri almayınca ne oluyor aniden? Bütün sistem, talep mekanizması tersine çalışmaya başlıyor. Ekonomi ciddi bir daralmayla karşı karşıya geliyor.
Böyle bir tehlike var mı?Şimdi baktığımızda iki olay var. Bunları tam olarak görmüyoruz. Birincisi şu öyle ya da böyle bu dış açıktan korkarak kredi verenlerin, kredi vermekten vazgeçmesi, Türkiye’ye kaynak getirenlerin kaynak getirmekten vazgeçmesi, hatta bir bölümünün de Türkiye’ye getirdikleri kaynakları alıp götürmeye karar vermesi sonucunda dövize büyük bir talep oluşması, rakamların yukarı doğru gitmesi... Giden kur zaten vatandaşın moralini bozar, vatandaşın da bunun üzerine eskiden olduğu gibi yemeden, içmeden kesilmesi... Bu bizim daha evvelden bildiğimize benzeyen bir süreç. Beraberinde kurda bir yükseliş var, Merkez Bankası büyük bir ihtimalle faizleri düşürmüyor. Ama bu kez 2001’deki gibi 600 liradan 1.700 liraya yükselme değil tabii, büyüme de yüzde 6’dan, yüzde -6’ya düşmüş değil. Yani büyük bir çatlak değil ama bir çatlak olabilir. Bu bir ihtimal.
Nasıl bir çatlak olabilir?Mesela diyelim dolar çıkıyor 1.50’ye... Zaten diyeceksin ki 3 sene evvel oradaydı. Doların 1.50’ye çıkması, büyümenin sıfıra, -1’e, - 0.5’e inmesi... Böyle bir olay küçük bir mali çalkantı yaratabilir. Yani dışarıdan kaynak verenlerin kaynak vermekten vazgeçmeleriyle, dış açık odaklı bir kriz olabilir. İkinci bir ihtimal daha var bu saadet zincirinin kırılması sonucu içeride talebin düşmesi. Dolayısıyla talep düştüğü için büyümenin düşmesi.
Hangisi olur?Çok ilginç bir soru. Eğer iç talepte ciddi bir düşüş olursa, kur hareketi olmamasına rağmen o zaman Merkez Bankası’nın faizleri indirmesi söz konusu olabilir. Bu sefer faiz indiği için belki dolar biraz yukarıya gidebilir. Yani kur kıpırdayabilir. Birinde evvela kur kıpırdadığı için faiz artacak. Öbüründe faiz düştüğü için belki kur yukarı gidecek. Bunlar küçük ayrıntılar gibi duruyor ama orta vade açısından önemli sonuçları var. Yalnız dikkat edilerse ikisinde de müşterek olan bir şey var talep düşüyor, büyüme hızı düşüyor. Türkiye’nin önündeki somut olay budur. Bu zaten başlamış bir süreçtir, yeni değildir...
2001 krizine benzer bir durum yaşayabilir mi Türkiye?Yok. 2001 krizinin özelliği bankacılık sisteminde yaşanan büyük mali çalkantının sonucunda döviz kurunda da bir balon oluşmasıydı. Şimdi baktığında görüyorsun, doların 1 milyon 700 bine çıkması için bir sebep var mıymış? Hayır. Ama çıkarttı piyasa, değil mi? Çıkartmasaydı, yani 2001 yazında dolar 850 binde kalsaydı, milli gelir o kadar küçülür müydü? 2001 krizi sadece bir reel olaydan kaynaklanmadı, aynı zamanda mali kesimin yaşadığı bir ters cinnet, bir panikten kaynaklandı...
Bu sefer bankalar sağlam
Dünyadaki kriz Türkiye’ye nasıl yansır? Dünyada dev bankalar battı, bizdekilere ne olur?
Hiçbir şey olmaz. Birincisi, Türk bankacılık sistemi, hepimiz biliyoruz 2001 krizine giden süreçte çok büyük şok yaşadı. 1990’lı yıllarda çok büyük sorunlarla boğuştu ve bu sorunlar da yüksek bir maliyetle toplumun sırtına bindirildi. Neticede mevduat sahipleri kurtarıldı. Ne oldu? Gerek özel, gerek kamu bankaları inanılmaz faizler ödediler ve bu faizleri zarar olarak yazdılar. Sonra o zararlar vatandaşa, vergi mükelleflerine kamu borcu olarak gitti. Şöyle diyebiliriz 1990’larda ve 2000’lerin başında olan şudur bir kesimin aldığı yüksek faizler, toplumun tümü tarafından ödenmiştir...
Bankacılık sektörüne aktarılan para ne kadardı?En son rakamları bilmiyorum. Ama 2001’de 20 milyar doların üstünde bir fonlama sözkonusuydu. Yani o zaman yaklaşık 200 milyar dolar olan milli gelirimizin yüzde 10’unu falan buluyordu.
20 milyar dolar çok büyük bir rakam değil mi Türkiye için?Her ülke için çok büyük rakam. Şu anda bizim milli gelirimiz 700 milyar dolarlara geldi. Dolayısıyla bugünkü parayla yaklaşık 70 milyar doların cebimizden çıkması gibi bir şey...
Önemli olan şu tabii, bankacılık sisteminin Türkiye’de ayakları yere oturdu. Ondan sonra esas ikinci olay ilginçtir, Türk bankacıları hakikaten tedbirli tüccar olmayı öğrendiler. Mesela soruşturdum Türk bankaları eski usül bankacılık yapıp krediyi tüketiciye bizzat kendileri vermek ve kendi üstlerinde tutmak, yani daha az riskli, hesabı daha kolay, özkaynak oranını iyi tutan bir iş yaptılar. İkincisi de, çok önemli, genelde Türkiye’deki bankalar bu gelen çalkantı döneminde likit olmaya özen gösterdiler. Bunun için de ortaya şu çıkıyor, nispeten sağlam bankacılık.
Nispeten mi, yoksa gerçekten sağlam bankacılık mı?Mutlak sağlamlık demek burada ne derece doğru olur bilmiyorum. Çünkü bankaların portföylerini bilmiyorum...
Acaba depremden önce sağlamlaştırılmış binalar gibi mi oldu bankacılık sistemi de?
Güzel bir benzetme, katılacağım bir benzetme. Yani tedbirli oldular. Tabii bu arada Fortis, Nationel Bank of Greece, ABN Ambro da Türkiye’de büyük operasyonlara girdiler. HSBC girdi. Bunlar da sağlam bankalar. Ama tabii bizim dış açığımızla bağlantılı olarak yüksek faizimiz var. Yani Türkiye hâlâ çok yüksek faiz veriyor. Bunu da tabii eleştiriyoruz.
Dünyadaki krizin Türkiye’ye etkisi olmayacak mı peki?Olacak tabii... Eğer dünyada mali kesimin özkaynağı daralıyorsa, Avrupa’da da birtakım bankaların özkaynaklarında sorun çıkıyorsa bunun anlamı nedir? Mali kesimde genellikle kredi hacminde artış duracak, hatta daralma söz konusu olacak demektir. Bundan Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değil. Unutmamalı ki, bizim de dış açığımız var. Bu dış açığın finansmanı da iç ya da dış krediyle oluyor. Dış açık şu demek, Türkler üretimden elde ettikleri gelirlerinden daha fazla harcıyor. Öyle ya da böyle birileri bir şekilde kredi kullanıyor. Aynı Amerika’da olduğu gibi...
Dış açığımız ne kadar?50 milyar dolara gidiyor. Çok büyük bir rakam. Yabancı sermaye geliyor ama gelmesi yetmiyor. Yabancı sermaye burada bir şey alıyor, döviz getiriyor. Sonra, bankaların o dövizi birilerine vermesi lazım, ki onlar da harcasın. Nitekim biz harcıyoruz. Petrol ithal edeceğiz. Birisi benzin alacak. Türkiye’nin kendi ürettiğiyle, kendi geliriyle alınmayacak o benzin, krediyle alınacak. Amerika’daki sistemin muadili bu. Başka türlü olmaz.
Dolayısıyla ne olacak şimdi? Kredide kısılma olacak. Türkiye’nin eskisine kıyasla daha az kredi bulması, neticede mali sistemin de eskisine kıyasla içeride daha az kredi vermesi demek. Daha az kredi verdikleri zaman da, içeride daha az harcama olacak. Herkes para harcarken ekonomi çok iyi oluyor. İşler çok güzel oluyor. İşler güzel olunca, insanların morali de düzgün oluyor, geliri de yüksek oluyor, daha çok kredi alıp daha çok harcıyorlar. Şirketler de yatırımlar da tutuyor. Yatırımlar para kazanıyor. Gidiş tersine döndüğünde ise, yani insanlar harcamayınca birtakım yatırımlar para kazanmayacak. Adam, evi işler iyi gider diye almış, işler kötü gidince krediyi geri ödemediğinde ne olacak? Bankalarda batık kredi artacak. Artınca ne olacak? Amerika için gördük, bankanın özkaynağı azalıyor, banka kredisinin hacmini azaltmak zorunda. Bankalar kredileri kesecek, bankalar kredileri kesince harcamalar biraz daha azalacak. Bir-iki dükkan daha sıkıntıya düşecek... Bir-iki konut kredisi alan daha sıkıntıya düşecek... Bir-iki kredi kartı müşterisi tüketimi kesecek. Dolayısıyla mekanizma tersine çalışmaya başlayacak. Türkiye’de de Amerika’da olduğu gibi kredilerde bir sıkılaşma yaşanacak.
VATAN