Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Medal of Honor: Airborne İnceleme  (Okunma Sayısı 2328 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Han
MODERATOR
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1419


Oguz----HAN@hotmail.com
Üyelik Bilgileri
« : 13 Eylül 2007, 23:09:44 »

"Değerli olanlar ancak özveri ile elde edilir" – Private David Webstar





Kişisel çıkarların arka plana atıldığı bir şeyden bahsediyoruz bugün; Savaş. Sadece özveri ve cesaretle örülmüş kocaman bir duvar gibidir savaş, yıkılması hayli güç. Kendileri için değil, bayrakları, toprakları için kanlarını döken insanlar. Korku, acıma gibi duyguları artık kalplerinde barındırmayan askerlerden bahsediyoruz bugün, bulması hayli güç. Üstüne çevrilmiş silahı toprağın içine gömmeye, çocuğun yeni bir oyuncağı istemesi kadar hevesli. Cesaretinin bedelini düşünmeden, sonunu bilmediği bir filmi izler gibi adeta, heyecanlı ve bir o kadar da kararlı. Saniyelerin hayat kurtardığı, yere düşenin bir daha kalkamadığı bir oyundan bahsediyoruz bugün. Sonunda kaybedenin 'sağlık olsun' diyemediği, kazananın yitirdiklerini geri getiremediği bir düzen bu, kalıcı yaralar bırakan, gidenleri hatırlatan. Sular çekilene, topraklar tükenene kadar, insanoğlu elde etmenin yolunu hep bu oyunda arayacak. Biz ise, tetiği çekme sırasının kendimize gelmesini bekleyeceğiz, belki de ölmenin.



Senelerdir oyun oynuyoruz, kendimizi oyuncu olarak adlandırıyoruz. Yukarıdaki atmosferi, duyguları kaç oyun yaşattı bize? Kaç tanesinde yanımızda ölen dostumuza üzüldük? Kaç tanesinde mermimiz bittiğinde bir yardım gelmesini bekledik? Kaç tanesinde acıma duygusunu yitirdik? Kısaca kaç tanesinde 'gerçek savaşı' yaşadık? Ben söyleyeyim; Medal of Honor: Allied Assault. Electronic Arts'ın 2002 yapımı bu şaheserini eminim ki hatırlamayan, oynamamış olan yoktur. İlk göz ağrımız denebilecek bir oyundu adeta. Oyuncuya gösterdikleri, film tadındaki anlatımı, hiçbir türde görülmemiş güzellikte açılış sahneleri ve tabi ki Omaha Beach. Gelmiş geçmiş en iyi bölüm olarak taçlandırılan, adeta okullarda ders olarak okutulması gereken Omaha Beach, ölümle yaşam arasında ince çizgiyi bize çok net bir şekilde gösteriyordu. Botların kapakları açıldığında, aslında Azrail'den hiç de uzak olmadığımızı anladığımız o an, yakınımıza düşen ve arkadaşlarımızın hepsinin ölmesine neden olan acımsız bombalar. Ve bir el ardından bizi ayağa kaldırıp cesaret veren, pes etmememizi söyleyen. Zafer yolunun zorlu engebelerini aşmanın neredeyse imkânsız olduğu, sadece bir ayna parçasının* hayatlarımızı kurtardığı seçimler. Şimdi ise, çok farklı bir şekilde, çok farklı bir dünyada, yine özgürlük için, ülkemiz için alıyoruz silahları elimize. Ama ne bu tuttuğum silah eski dostum, ne de bu bastığım toprak eski toprak. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını birazdan anlayacaksınız.

* Ayna parçası sayesinde duvar köşelerinden makineli tüfeklerin nerede olduklarını görüyorduk

Kırmızıdan yeşile geçişin dayanılmaz karın ağrısı

Medal of Honor: Airborne. Boyd Travers adındaki paraşütçüyü kontrol ettiğimiz oyunun temeli, adından da anlaşılacağı gibi uçak ve paraşüt ilişkisine dayanıyor. Airborne’u ilk açtığımızda, uçaklarla bezenmiş bir menü karşılıyor bizi. Bilinmeyene doğru uçan uçakların arasından yeni oyunu seçerek maceraya başlıyoruz. 3 zorluk seviyesinin de açık olduğunu görerek, hezimete uğramamak için normal zorluk seviyesini seçiyorum. Ama nereden bilebilirdim yapay zekânın fazla 'yapay' olduğunu (Bu konuya sonra değineceğim). Açılış ile birlikte ufak bir alıştırma sahnesi ile baş başa kalıyoruz. Hareket halindeki bir uçakta giderken, çavuşun verdiği emir ve yeşil ışığın yanmasıyla, paraşüt ile atlayarak yerde belirtilmiş bölgelerin en yakınına düşmeye çalışıyoruz. Düşme diyorum, çünkü yere inişinizi çok iyi ayarlamanız lazım. Aksi takdirde kendinize gelmeniz 4-5 saniyeyi bulabiliyor. Bunun nedeni de oyunun bize sunduğu özgürlük. Şöyle ki; Uçaktan atladığınız andan itibaren tüm kontrol size geçmiş oluyor (hatta uçağın içindeyken bile). Yön tuşlarına ek olarak zıplama tuşu yardımı ile karakterimizi havada kontrol ediyoruz. İstediğimiz yere inme imkânının verilmesi, oyuncuya hiçbir oyunda tatmadığı bir zevk veriyor ister istemez. Ama bu özgürlüğü kısıtlayan bazı etmenler de var tabi ki. Her bölümden önce kendimizi bir brifing salonunda buluyoruz. Bu odada, diğer askerlerle birlikte görevin ayrıntılarını ve en önemlisi 'Safe Zone'ların nerelerde olduğunu öğreniyoruz. ‘Güvenli Bölge’ olarak tanımlayabileceğimiz bu yerler, uçaktan atladığımız andan itibaren gözümüze çarpan ilk yerler oluyor. Gökyüzüne kadar uzanan yeşil dumanlarla bezenmiş bu bölgeler, kısmen düşmandan arınmış ve gerekli mermi, can vs. malzemelerinin temin edileceği tek yer. Her bölümde ortalama 2 güvenli bölge olduğunu düşünürsek, iniş konusunda pek zorluk çektiğimizi söyleyemem. Ama heyecan olsun diye bu yerlerin dışına atlarsanız, ölümünüz çok kısa ve beklenmedik bir şekilde olacaktır. Ya da yeterince iyiyseniz ve tek kişilik bir gösteri için cesaretiniz varsa uçaksavarların arasında süzülmeyi deneyebilirsiniz.



Airborne'da her bölüm bir kutu şeklinde tasarlanmış. Yere inişiniz ile birlikte, size verilen tüm görevleri tek bir alan içerisinde yapıyorsunuz. Serinin diğer oyunlarında gördüğümüz gerçek zamanlı ilerleme mantığı maalesef yok. Maalesef diyorum çünkü bu yenilik oyunu tek kişilik bir oyundan çok multiplay (ağdan) bir oyuna dönüştürüyor. Size verilen görevleri istediğiniz sıra ile istediğiniz yerden giderek yapma imkânınız var. Bu diğer türevlerinde görülmemiş bir özgürlük katıyor gibi gözükebilir, Evet. Ama aynı yerleri sürekli görmek, insana gerçekten başka oyuncularla online olarak oynuyormuş hissini veriyor. Bu hissi güçlendiren diğer etkenler ise daha ilginç. Oyunun akışı süresince, gökyüzünden belirli aralıklarla asker yardımı yapılıyor. İlk bakış da çok güzel bir özellik değil mi? Ama bunun içine biz de dahiliz. Mesela bir görevi tamamladınız ve Checkpoint'i geçtikten sonra öldünüz (Evet, quick save yok). Normal şartlarda otomatik olarak kaydedilen yerden devam etmeniz gerekirken, tekrar gökyüzünden bırakılıyorsunuz. Her ölüşünüzden sonra paraşütle tekrar atlamanız, kontrol ettiğiniz karakterin aslında hiç var olmadığını, sanki sürekli değişen biri ile oynuyormuş gibi hissettiriyor size. Daha da garip olan, eğer yer altında otomatik kaydetme olmuş ise, tekrar atlamak yerine o yerden devam ediyorsunuz. Yapımcılar kararsız mı kalmış, yoksa iki ayrı sistemi oturtmaya mı çalışmış çözemedim ama Airborne'un yapaylaşmasına neden olduklarını düşünememişler sanırım.


Bir ses duydum sanki

Görevler süresince her ne kadar çevrenizde başka askerler olsa da temelde yalnızsınız. Bunu yadırgamak olmaz tabi ki çünkü –Pacific Assault hariç- serinin diğer oyunlarında da hep böyleydi. Ama Airborne'da olmasa da olur seviyesindeler. Yapay zekanın bize yardım etmek dışında her şeyi çok başarı ile yaptığını söylemek mümkün. Tüm bölümler süresince 'ah az kalsın ölüyordum, iyi ki vurdun!' diyebileceğim kimse çıkmadı karşıma. Her ne kadar sürekli yakınımızda olsalar da, kısaca görüntüden başka işlevleri yok. İşin daha ilginç yanı ise şimdi başlıyor. Bölümlerdeki tüm görevleri bizden başkası yapamıyor. Ve biz ilerlemediğimiz sürece kimse ilerlemiyor. Etrafınızda kimsenin olmadığını düşünün. Göreve yaklaştıkça bir anda arkanızda askerler beliriveriyor. Ama bir yönden takdirimi kazandılar. Vurduğum her askerden sonra bir teşekkür ya da tebrik sesi duyuyorsunuz. Ama garip olan, etrafınızda kimse olmadığı zaman da bu ses mevcut. Bir göreve yaklaşırken 'merdivenlerden çık, kapıyı aç, bombayı kur vs' gibi cümleleri duyup arkanızı döndüğünüzde, etrafta kimsenin olmadığını görmek fazlasıyla enteresan.
Sözde takım arkadaşlarımızın sözde yapay zekâsı düşman askerlerini pek etkilememiş gibi. Birçok oyuncunun şikâyetçi olduğu düşman yapay zekâsına açıkçası ben pek rastlamadım. Sürekli hareket halinde olan, gerektiğinde bomba atan, arkanızı saran düşmanlar zaman zaman zorlanmama sebep oldu. Tabi ki kusursuz değiller, ama yerden yere vurulacak halleri de yok. Özellikle son çıkan Ghost Recon'un yapay zekâsından sonra bu ilaç gibi geldi diyebilirim.


Görsel ve işitsel açıdan bakacak olursak, Airborne'un ortalamanın üstünde olduğunu söylemek mümkün. Unreal 3 grafik motorunu kullanan oyun, iyi bir sisteminiz varsa tadından yenmez bir hal alıyor. P4 2,4, 1 GB ram, 1600pro 256mb sistemim ile 1024-768 seviyesinde orta seviye ayarlarda akıcı bir oynanış elde ettim. Bioshock'dan sonra optimizasyon konusunda başarılı bir oyun daha. Animasyonlar ise oldukça başarılı. Neredeyse hepsi göze kesinlikle batmayan, gerçeğe yakın yumuşaklıkta. Karakter hareketlerinden şarjör değişimine, paraşütle atlamaktan yere düşmeye kadar her şey çok güzel. Sesler konusunda ise kararsız kaldığımı söylemeliyim. İlk başta her şey iyi gözükse de, bir sure sonra bazı şeylerin eksik kaldığını fark ediyorsunuz. Özellikle serinin eski oyunlarındaki aksiyona göre değişen müziklerin olmaması kötü. Medal of Honor'un belki de en önemli silahını boşa harcanmış olarak görmek gerçekten üzücü. Karakter seslendirmelerindeki tekrarlar da can sıkan türden. Silah konusunda ise içiniz rahat olsun. Thompson'un sesi hafif dikiş makinesini andırsa da idare ediyor insan...

Üç Alman askeri vurana bir kutu mermi bedava

Diğer II. Dünya Savaşı oyunlarında olduğu gibi, Airborne'da da tanıdık silahlarla karşılaşıyoruz. Springfield, Thompson, Colt, MP40 vs. Çeşitlilik açısından doyurucu bir seviyede olduğunu söyleyebilirim. Her bölüm öncesi istediğimiz silahı seçme şansına sahibiz. İki ağır silah ve bir adet de pistol taşıma hakkımız var. Oyun esnasında da öldürdüğümüz düşmanlardan ya da yerde bulduğumuz silahlardan istediğimiz herhangi birini elimizdekilerle de değiştirebiliyoruz. Mermi ve bomba sıkıntısının çok nadir olsa da yaşandığı oyunumuzda, etrafa ve Safe Zone'lara yerleştirilmiş yedek ekipman kutularından bu ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz. Ayrıca görevler esnasında keşfedebileceğimiz gizli bölümler, kasalar da mevcut. Bu yerlerden bölüm öncesi silah seçiminde karşımıza çıkmayan silahlarla oynama şansına erişiyoruz. Görevler arası özgürlüğü veren bir oyunda oyuncuyu araştırmaya teşvik eden güzel bir ekstra. Bizi bekleyen diğer bir yenilik ise 'Real Time Weapon Upgrade' olarak geçen, gerçek zamanlı silah gelişimi. Temelde arka arkaya kaç düşmanı öldürdüğünüze bağlı olarak işleyen bu sistem, gerekli seviyeye ulaştığınızda o an kullandığınız silaha yeni bir özellik katıyor. Daha güçlü mermi, daha hızlı şarjör değişimi, daha fazla zoom, daha fazla mermi içeren şarjörler bunlardan bazıları. Her bir gelişim ile o silaha ait bir madalyayı alıyorsun. Her silahın 3 madalyası, dolayısıyla 3 gelişimi mevcut. İsterseniz mouse 3 ile bu eklentileri kaldırabiliyorsunuz. Genelde beklenmedik anlarda karşınıza çıkan bu özellik, oyuncuyu hem cesaretlendiren, hem de hayatını kurtaran etmenlerden biri oluyor oyun esnasında. Ayrıca Airborne'da bölüm sonu madalyalar da mevcut. Ne kadar az öldüğünüze, tüm görevleri yapıp yapmadığınıza ya da tüm silahları kullanıp kullanmadığınıza vs gibi özelliklere bağlı olarak verilen bu madalyalar, oyunun menüsunden ulaşabileceğmiz ekstra videoları açmamızı sağlıyor. Hiçbir görevi 'aman şunu açsam ne güzel olur' hevesi ile oynamadım ama merak edenler için iyi bir seçim olabilir.

Multiplayer ise bence oyunun en iyi yanlarından biri. İlk cümlelerimde de bahsettiğim gibi Airborne'da tek kişilik bir oyundan çok, çok kişi ile oynuyormuş havası mevcut. Bunu gerçekten online olarak yaşadığınızda ise, aslında Airborne'un sanki bu tür için yapıldığını fark ediyorsunuz. Bir haritaya girdiğimizde, Allies ve Axis olmak üzere iki gruptan birine dahil oluyoruz. Airborne deathmatch, regular deathmatch ve capture the flag (bayrak ele geçirmece) olarak 3 mod bulunuyor. Genelde Airborne deathmatch oynama şansına eriştim ve söylemeliyim ki uzun zamandır bu kadar zevkli bir online oyun oynamamıştım. Hiç beklenmedik bir anda düşmanın yanına inerek tek kurşunla onu yere sermek, karşı taraf için cidden beklenmedik bir hareket. Güzel grafiklerle bezenmiş, özellikle arkadaşlarınızla vakit geçirmek için çok iyi bir seçim olacaktır. Yakın zamanda mevcut bölümlere ek olarak indirilebilir olanlarının da dahil olması bekleniyor, ama kesin bir tarih verilmiş değil.



Atlamak ya da atlamamak, işte bütün mesele bu

Tüm bu yazdıklarımdan sonra elimizde ne var bakalım. İlk kez kullanılan ve başarı ile sonuçlanan paraşüt ile atlama sistemi, kaliteli grafiklerle bezenmiş bir atmosfer, oyunu yapaylaştıran gereksiz detaylar, kaş yapayım darken göz çıkartan yapay zekâ... Gördüğünüz gibi liste böyle uzuyor. Kısacası Medal Of Honor: Airborne, serinin takipçilerine bekleneni veremeyen, içinde barındırdığı yenilikleri insanlığın yararına(!) değil de kötüye kullanmayı seçen, kısa ömürlü ama aksiyonu sevenler için iyi bir yapım. Oyunsuz kalmayın.




Metin Kısmı: http://www.trgamer.com/ adlı siteden alıntıdır.

[youtube=425,350]bOsXUDKhPKc[/youtube]
Kayıtlı

Eko 2 2. öğrenim  Game is not over for me...
Ekonometri - M
« : 13 Eylül 2007, 23:09:44 »

 Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
StarCraft 2 (PC) Ön İnceleme
Strateji
Han 7 2622 Son Mesaj 13 Mart 2008, 11:20:20
Gönderen: Han
Crysis (PC) Ön İnceleme
Aksiyon
Han 0 895 Son Mesaj 30 Mayıs 2007, 09:35:50
Gönderen: Han
Fallout 3 (PC) Ön İnceleme
RPG
Han 0 1150 Son Mesaj 13 Haziran 2007, 20:49:24
Gönderen: Han
Medal of Honor Airborne Röportaj-Söyleşi
Aksiyon
Han 0 999 Son Mesaj 09 Ağustos 2007, 22:35:44
Gönderen: Han
NHL 08 (PC) İnceleme
Spor
Han 0 881 Son Mesaj 19 Eylül 2007, 13:18:41
Gönderen: Han


Ekonometrim.Org
Sitemize üye olarak hizmetlerimizden en iyi şekilde yararlanabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.

Tamam

Turkish English French German Italian Dutch Spanish Portuguese Korean Chinese Simplified Japanese Greek Arabic Russian
guvenlisitekonometrim

ekonometri