|
k.f.k.kedi
|
 |
« : 24 Ağustos 2007, 10:52:48 » |
|
Halı kenarlarının otoban, halının ortasındaki yuvarlağın ve köşegenlerin park alanı olduğu yıllar...
Elde oyuncak bir araba...
Hele de kapıları açılıyorsa oyuncak arabanın...
Yaşasın!..
Halının sert dokusu dirsekleri kızartıp acıtana kadar, ağızdan gaz verilip hızlandırılabilir oyuncak araba...
Durdurulabilir de yine ağızdan çıkan acı fren sesiyle...
Telli arabaları unutmak ne mümkün?..
Raptiyelerle, düğmelerle, gazoz kapaklarıyla süslenmiş, çıkan tekerlekleri kağıt parçalarıyla sıkıştırılmış güzel oyuncaklardı onlar da...
Arkadaşlarla telli arabalar yarıştırılırken ciddi bir salaklık ortaya çıkardı...
Arabalar eldeyken yürüyerek başlayan yarışta; yavaşça hızlanılırken arabaların yerle teması ara ara kesilir, sonrasında telli arabalar tamamen eldeyken koşu müsabakasına dönüşürdü iş...
Kız çocuklarının gözde oyuncağı ise bebeklerdi...
Her oyuncak bebeğin ölümüydü, kolunun bacağının çıkarılması, kirpiklerinin sökülüp, saçlarının kesilmesi...
Fatoş bebeklerinin muhafazakar ve iddiasız tavrı, Barbie bebeklerinin albenisini fazlasıyla arttırıyordu...
Fatoş; vücut hatları düz, kirpikleri ve gözleri dışında cazibesi bulunmayan, kıyafet seçimleri berbat bir bebekti...
Barbie ise göğüslerinden, kalçasındaki çizgiye kadar özenle, gerçek kadın ölçütlerinde dizayn edilmiş, seksi elbiseleriyle şık olmayı her zaman başarmıştır...
Daha net olsun diye söylüyorum...
Fatoş bebek, Nazlı Ilıcak’tı, Şebnem Kısaparmak’tı...
Barbie, Anna Nicole Smith’ti, Jessica Alba’ydı...
“Barbie gibi” ifadesi güzel bir kadını tanımlarken kullanılan yakıştırmalardan biri olurken, artık Barbie kadına değil, kadın Barbie’ye benzediğinden övgü alır duruma gelmiş; iş bu tersine benzeşimden dolayı Barbie, maksadını ve makulü aşmıştır...
Ha fena mıdır Barbie gibi bir kadın?..
Elbette hayır canlar...
Elbette hayır dostlar...
Barbie stilinde giyinemese de, libidosu yüksek bir tomurcuk olamasa da “benim kemiklerim iri n’apıyım” züğürt tesellisi dışında bir şeyler yapıp, aşure kazanı kıvamına doğru yol almaktan vazgeçen, spor yapan, sağlıklı beslenen kadın, en azından çabasından dolayı Barbie değilse de harbidir...
Çocukların, vücut hatlarını algılayabilmeleri için de imkanlar sunmuştur Barbie bebekler...
Cinsel ayrımın çocuk zekasında belirmeye başladığı dönemde, Freud’u destekler nitelikte, ilgi duyulmuştur Barbie’ye...
Radyo programımda, bu manada bir çok dinleyici çocukluk devrinde yaşadıklarını ve hatta ergenlik sürecinde Barbie ile ne haltlar yediğini yüreklice anlatmıştır...
Çocukluğunda Barbie ile öpüşen, Barbieler’ini seviştiren, bu esnada ailesine yakalanan yetişkinlerin utançları güldürürken bizi, bir psikologdan uyarı mesajı geldi:
“Bu oyuncaklar çocukların gelişimi için zararlıdır. Gelecekte sapkın davranışlara yönelmesinin alt yapısını oluşturur Barbieler.. Lezbiyenliğe eğilimin başlangıcı bile olabilir...”
Ben bu fikre katılmıyorum...
Çocukça bir merak, cinsel keşif hevesi Fatoş bebeği de soymayı sağlar, ama soyduktan sonra hüsrana uğrarsın, bırakırsın...
Ve belki de kadından soğursun...
Barbie ile oynayan lezbiyen olur...
Actionman ile oynayan gay olur düşüncesi çocukların oyun alanını, özgürlüğünü kısıtlar ki, bu da fenadır be...
Bırakalım oynasınlar, karıştırsınlar, keşfetsinler...
Çocuk onlar...
Çocuk...
"Zeki Kayhan Çoşkun"
|